3 Ocak 2015 Cumartesi

Meryem'den Barış'a

"Kara çarşaf"

Bu tamlamayı duyunca birçoğumuzun aklına ilk gelen isim Zübeyde Hanım olur genellikle. Hani ilk okul birinci sınıftan itibaren ezberlediğimiz, o meşhur 'dayısının bahçesinde karga kovalayan küçük Mustafa' hikayesinin baş rolündeki anne. Kurtuluş Savaşı komutanlarından Mustafa Kemal'in akça pakça, kara çarşaflı annesi. Bazılarımıza göre, o devrin giyim adabına uygun olarak giyinmiş bir kadındır, bazılarımıza göre ise İslamiyet'in emrine uyan 'tesettürlü' (mütesettir) bir kadındır Zübeyde Hanım. Ben şahsen ikinci gruptaki "bazıları"na dahilim. Kur'an-ı Kerim'de belirtilen örtünme emrinin, Müslüman her kadın için farklı farklı algılanmasında bir beis görmeyenlerdenim yani. Kimi kadın, saçlarını ayrı bir örtüyle örterek uyar emre, kimi de boydan iki parça -siyah veya değişik renklerde- bir giysi giyerek örtünür. Benim nazarımda hepsi normaldir, doğaldır. Aslında yazıya başlarken niyetlendiğim konu bu değildi. Çoğu zaman yaptığım gibi yine dağıtmaya başladım. En iyisi, bu cümlenin kelimelerinden birine asıl konuya bağlayıcı bir köprü görevi yükleyeyim de boşa gitmesin emeklerim.

'Emeklerim' dedim de aklıma geldi; bir çocuk için hayatının en kritik dönemi, emeklemeye başladığı dönemdir bence. İleride ona ne zaman emeklemeye başladığı sorulamayacağı gerçeğine rağmen, bence emekleme dönemi bir milattır insan için. Çünkü insan, yürümeye başlar başlamaz hayatı keşfetmenin heyecanını ve zevkini yaşar, zıtlıklar başta olmak üzere hemen hemen her kavramla yüzleşir, tanışır. Tabii yine bu durum için de kişinin direkt ağzından hikayeler duymamız söz konusu değildir. "Ne zaman emekledi bu afacan?" veya "Ne kadar süre emekledikten sonra yürüdü bu fıstık?" şeklinde onlarca şirin sorunun sorulduğu tek bir insanı muhatap almak zorundayızdır: O afacanın ve fıstığın annesi. (Bazen babalara da sorulduğu olur tabii ki ama onlar da net bilgi için anneye başvurur çoğu zaman.)

Bir anne, bu ve benzeri sorulara yetmiş yaşına gelse bile, hiç düşünmeden, bir çırpıda cevap verir. Çünkü her annenin beyni, evlatlarının bütün "ilk" lerini kayıt altında tutan üstün hafızaya sahiptir ve bence istisnalar en çok bu konuda kaideyi bozmazlar.
Mesela; 2015 yılının ilk bebeği olarak dünyaya gelen Meryem Azra'nın annesi, bundan elli yıl sonra da, tıpkı yukarıdakilere benzer sorulara cevap vereceği gibi, "Azra ilk ne zaman anne dedi" sorusuna da, "Şu kadarlıkken, şu yaşında vs." diyerek, anında cevap verecek inşallah. Ama o anne; iki gün önce, yani 1 Ocak 2015 günü, bebeği ve eşiyle birlikte aynı karede yer alan görüntüsü üzerinden, adı Barış olan bir adam tarafından aşağılanmaya çalışıldığını da hatırlayacak. Neden? Çünkü bebeğini sağlıklı olarak kucağına aldığı ilk gün o gün. Bebeğinin doğum günü. Barış isimli adamın annesinin de Barış isimli adamı dünyaya getirdiği gün gibi yani. Sahi, siz Barış'ın annesini gördünüz mü? Ben görmedim ve gerek olmadığını düşünüyorum. Çünkü o da, kendi uykusundan fedakarlık ederek, minicik bir insanın hayatını sağlıklı olarak sürdürmesini ve her türlü güvenliğini temin etmiş, bebeğinin ağzından çıkan ilk 'anne' sözcüğündeki o eşsiz nağmeyi asla unutmayacak olan tek kişidir. Bildiğiniz anne canım işte. Nasıl giyinir, ne okur, kimi sever, kimden nefret eder, hangi partiyi tutar, hangi soydan gelir?... vs. gibi soruların cevaplarına hiç ihtiyaç duymayacağımız, "cenneti ayaklarının altında barındıran" kadınlardan biri.

Annesini iki sene önce kaybetmiş, iki çocuklu bir anne olarak son sözüm şudur ki; Allah cümlemize ismiyle müsemma evlatlar versin. Zira tersiyle karşılamak, sanırım bir anne için de o annenin yaşadığı toplum için de büyük bir imtihan olur...




2 yorum:

GÖK-TÜRK dedi ki...

''Resimdeki anneyi bulun'' demişti zerzevat.

Ben de '' Kocası bulmuş, çocuğu da bulmuş birader. Sen de git sana düşeni bul'' diyorum. Ötesini söylemeyeceğim...

Uğur Dinç dedi ki...

Nasıl da her şey ters dönmüş. Allah bu laikçi totalitaristleri nasıl da şaşırtmış. Etraftaki erkekleri tahrik ve taciz eder mahiyette sıkı veya açık saçık kıyafetler giymek beklenen ve hatta dayatılan kadın ve bilhassa genç kız davranışı olmuş; (saplantılı laikçiler dışında) kimsenin dikkatini çekmeyecek ve rahatsız etmeyecek tarzda giyinmekse öcüleştirilmiş. Hakikati böyle ters yüz edeceklerini bildiği, bu kendisine bildirilmiş olan, âhir-i zaman süprüntülerini Rasulullah (s.a.v.) "deccaller (sahtekarlar, decledenler, yani hakikati ters yüz edenler)" ve "yalancı deccaller" sınıfları altında haber verir. (Bir de bir yıldan biraz daha fazla bir müddetliğine Medine hariç bütün yeryüzünü zaptedeceği rivayet edilen bir Mesih-i Deccal [sahte(kâr) Mesih] vardır tabii ki.)