5 Aralık 2013 Perşembe

Dün Yalnız İstanbul'a Değil Ruhuma da Kış Geldi

Sevdiğim insanları birkaç başlık altında toplamalıyım acilen. Hemen iyi bir değerlendirme yapmalı ve 1, 2, 3, 4... diye sıralamalıyım onları. Ardından, ilk üçte yer alacak olanları, sakin kafayla yeniden ele almalıyım. Neden böyle yapmalıyım? Çünkü bu ruh haliyle sağlıklı bir liste çıkmaz benden. Öyle olunca da, yaptığımın adı sıradan bir sıralama olur ki buna da gönlüm razı olmaz. E madem sonucu baştan belli bir şey olacak bu, niye böyle bir eylem hazırlığı içine giriyorum? İşte, biraz kendime geldim ve dakikalar geçtikçe sorulması gereken soruyu da sordum kendime. Bu demektir ki yazının ilk cümlesi şu saniyelerden itibaren hükmünü yitirmeye başlamış ve ruhumu da kalbim gibi etkisi altına almayı başaran eylemin sahibi, böylece liste sonuna yazılmaktan kurtulmuş.Yapamıyorum yani ben. Kendilerine adeta kin tutmam için ne gerekiyorsa yapan bazı insanlara karşı nedense acımasız olamıyorum. Kendime övgüler düzmeye niyetli değilim, merak etmeyin. Başkalarını pohpohlar gibi de yazmayacağım, emin olun. Aslında, gün itibarıyla hiç yazmamam gerekiyor ama madem başladım, o halde noktası da gelmeli yazının. Aralarda koyduğum noktalar tamamen kural gereği. Zaten onlar olmasaydı yaşamanın, yazmanın ve yazarak düşünmenin ne anlamı olurdu ki? Müsait yerlerine noktalar gelmeden, birbiri arkasına sıralanmış yüzlerce kelimenin insanoğluna verebileceği hiçbir şey olamaz. Ya noktasını koyacaksınız cümlelerinizin ya da hayatınızın dönüm noktalarını ustaca kaleme alacaksınız ve her ikisi de, bir sonraki yaşanacaklar için başlangıç ifade edecek. İşte ben birinciyi yapıyorum. Gereği düşünülmeden hükme vardığım konuları, gelişigüzel noktalar yerleştirerek cümlelere döküyorum bir güzel. Biliyorum, buna da yazmak deniyor ama ben yazmaktan farklı bir şey yapıyorum. Yeni başlangıçların tohumunu ekiyorum, arazileri de kendileri gibi engebeli insanların dünyalarına. Buna, yaşadığını yazmak denir elbette ama ustalıkta gözüm olmadan da bitiriyorum. Dönüp baştan okuduğumda ise gördüğüm tek şey, içimin darlığının, paragraflara bile ayrılamadan kağıda yansıdığı. Yansıtana helal olsun, ne diyeyim. Gün gelir, ne yansıması kalır sevdiklerimin ne de sevgisizlikleri. İyisi mi ben bir nokta daha koyayım birkaç kelimeden sonra ve parça tesirli bombanın isabet edeceği menzilden uzaklaşayım. Siz de çoğu zaman yapmak zorunda bırakıldığınız gibi, beni okumuş olun yine ama kendinizi bulun satır aralarında.

Hiç yorum yok: