4 Ekim 2013 Cuma

Kantarın Topuzunda Asılı Kalmış İnanılmaz Bi' Karalama


Ve yine bir "Yazamıyorum ve neden yazamadığımı bilmiyorum." başlıklı yazımıza daha başlamış bulunuyoruz. Kim var klavye başında benden başka? Kimse yok. Ee? O zaman neden birinci çoğul şahısla başladın yazmaya? Bu soruların cevabını, soruyu soran kişi olmam nedeniyle benim vermem gerekiyor elbet. Cevaplandıracağımı gayet iyi biliyorum ama her ne sebeptendir bilinmez, bir türlü oradaki "biz"i ifşa etmek istemiyorum. Kim bilir belki de aramız iyi değildir son zamanlarda onunla. Belki, babasının arpa tarlasını çiğnemişimdir ama yine de dibimden ayrılamıyordur. Hepsi olabilir, hiçbiri olmayabilir de.

Merak etmeyin canım, şizofrenik veya paranoid bir hal içerisinde değilim. Aslında laf aramızda; bu iki halin nemenem hallerden olduklarını da bilmem ama en azından oradan buradan edindiğim bilgilere göre konuşmak gerekirse, pek yakınmışım gibi de durmam. Zaten konu da bu değildi, değil mi? Neden yazmaz olduğumu yazacaktım. Daha doğrusu, yazmama mı yoksa yazamama mı, bunu ele alacaktım. Ele alınacak onca ciddi mesele varken, iki satır karalama yapamamanın nedenleri üzerinde kafa yormak da akıllı işi olmasa gerek. Ama kendime haksızlık da etmemem lazım. Yazacak konu bulduğuma, bulmakla kalmayıp iki satırlık karaladığıma şükretmem; karaladıklarımın içinden, bir iki kişinin bir şeyler anlayacağına da inanmam gerek. Yani sevgili okuyucu, her şeyin başı da sonu da inanmak. İçine düştüğümüz çetrefilli durumdan çıkmak için, bunu başaracağımıza ve inanarak attığımız her adımın bize huzur ve mutluluk olarak döneceğine de inanmamız gerekiyor. Görüyorsunuz işte, inanarak başlamışım ki bu yazıya, devam ettirebiliyorum. Bu noktaya geldiğimde kendimi tebrik etmem gerektiğine de inanıyorum ama insan kendi kendini tebrik ederse megalomaninin nirvanasına ulaştığı düşünülmez mi diye de soruyorum ayrıca.

Şu nirvana kelimesini kim soktu günlük konuşmalarımıza, çok merak ediyorum. Zira, abartılmış her eylemin açıklamasına bir nirvana yapıştırmak moda oldu son zamanlarda. Kelimeyi aslından çıkarıp, önüne gelen her konuşmaya monte etmenin alemi nedir yani, değil mi? Esas anlamına ihanet ederek, olur olmaz cümlelerde kepaze ettiğimiz yüzlerce kelime var böyle. Mesela 'inanılmaz'. Adam her futbolcunun yapacağı sıradan bir hareket yapıp golü önlüyor, bizim cümlemizin başlangıcı, hazır beton kalıbı gibi yerleşiyor hemen: "İnanılmaz bir kurtarıştı!" Buna benzer daha neler neler. Bir tanesi de "aynen"dir. Karşımızdaki, bize kırk cümle kurarak durumu anlatmaya çabalar, susar ve cevap bekler; bizden onun hissesine cevap mahiyetinde sadece bir "aynen" düşer. Acımasızlık değil mi bu? Madem fikirlerine katılıyorsun, bari sen de üç cümle kur da muhatap sıfatını kazan be hey cimri.

Çok örnek var böyle ama her zamanki gibi yine yazacak yerlerim ağrıdı sevgili okuyucu. Aslında, bu gibi konularda çok şey bildiğini zannedenlerdenimdir ama kantarın topuzunu kaçırmamak en güzeli. Hem, yazı yazmaya başladığım bir zaman dilimini, zırvalarımı satır satır dizerek heder etmemeliyim. İnanıyorum ki heder edilecek zamanlarım da gelecek inşallah. Evet, inanıyorum buna.
Belki bu karalamayla bundan sonra yazacağım arasında yine uzun bir süre geçecektir ama şimdi daha iyi biliyorum ki bunu takip edecek yazı, böyle birkaç cümleden de oluşmayacaktır.

İnanıyorum.

İnşallah.

1 yorum:

Pabuc dedi ki...

''Aynen''kelimesi çoğu zaman ne sinir bozucudur yaa ,çok haklısın. Bir de şöyle derler :''AAAYYnennn'' abi nasıl olurda aynı şeyi düşünmüş olaibliriz noktasına virgülüne kadar :)