13 Mayıs 2013 Pazartesi

Soğan Keseyim Derken Kendini Bağdat'ta Bulmak

Uzun zamandır içimde biriktirdiğim onlarca konu var. Adem (As) ile Havva Annemizin birer öksüz ve yetim olarak yaratılmış olmalarından tutun da, İslamiyet'in "Oku!" emrine; anne kedinin miyavlamalarını duyan yavruların, onlarca metre öteden koşa koşa karın doyurmaya gelişlerinden, akil ile âkil arasına anlam bakımından uçurumlar koyan şapka işaretinin karşısında şapkasını çıkaracak kaç kişi kaldığının hesabına kadar birbiriyle bağlantılı/bağlantısız onlarca konu. Yalnız şu da benim açımdan tartışılmayacak bir gerçek ki; ne yetim ve öksüz ilk insanları ele alasım var ne de şapkanın hikayesini. Klavyenin çekim alanındayım şimdi. Tık'lar nereye, ben oraya. Buyurunuz efendim, ne çıkacak bakalım bahtınıza...


Beynimizin bir yerlerinde konu biriktirmenin koleksiyon gibi değer kazanmasını çok isterdim ama ne yazık ki eşyanın tabiatına aykırı bu. Düşünsenize, günün gelişigüzel saatlerinde aklınıza bir şeyler takılıyor, takıldıklarıyla kalmayıp bir de sizi en az beş dakika kadar düşünmeye sevk ediyor ve siz bunlar olup biterken sıradan aktivitelerinizle haşır neşirliğinizi sürdürüyorsunuz. Yığınla konu başlığı doluşuyor kafanızın içine ve hiçbirinin kuyruğu birbirine değmiyor. Sadece istifleniyorlar otomatikman. Bunda koleksiyonculukla bağdaştırılacak bir nokta göremiyorum ben. Sadece, eskimesinin bir nebze olsun önüne geçmeyi arzu ettiğiniz beyninizin çalışmasına katkı sağlıyorsunuz, o kadar. Şöyle odanın bir köşesinde sergileyeceğiniz, gezilip görülecek, görüldükçe beğenilmesini umacağınız bir nane yok yani. Birikiyor, birikiyor, birikiyor sadece. Ama fazlası zarar bunun. Ancak bu zararı bir nebze azaltmak için, şarj olan beyninizi deşarj etmeniz gerekiyor. Bu işin olması için de o an karşınızda sizin biriktirdiklerinizi dinleyecek sağlam bir bünyenin bulunması gerek. Buldunuz, buldunuz. Yok eğer bulamadıysanız, durmak yok biriktirmeye devam...


Bakın nerelerde, neleri biriktiriyoruz: Yemek yapmaya soyunmuşsunuz diyelim. İlk iş olarak soğanı soyuyorsunuz. Tam yıkayacakken, -sırf soğan kesmek için kullandığınız- bıçağın kirli olduğunu müşahede ediyorsunuz. Obsesyon mudur değil midir şu anda tıbbi bir açıklama getiremeyeceğim bir hal içerisinde önce hafif yollu öfkeleniyorsunuz, ardından "Öfken kime kızım, mutfağın hakimi sen değil misin? Kadın dediğin birden fazla soğan bıçağına sahip olur!" şeklindeki iç söylemler eşliğinde elinizdeki soğanı tezgaha bırakıp makineden o bıçağı çıkarıyor, soğanı yıkamak için açmış olduğunuz muslukta bıçağı yıkamaya başlıyorsunuz. Alın işte. Çıktı mı size konu? Çıktı tabii. Hem de en kallavisinden. Ne ararsanız var içinde. Soğan var örneğin. Çiğ yersen şu şu zararları vardır ama şöyle ateşte, şu kadar pişirir de yersen şuna şuna iyi gelir dedikleri nimet. Sonracığıma su var ya Hu, su. Bulmacaların, "Başlıca içeceğimiz" veya "Asal içeceğimiz" şekillerinde sorulan, alt tarafı biri sesli diğeri sessiz iki harfcikten oluşmuş koskoca bir kelimeyle arz-ı endam ettirdiğimiz, gidişatı olumlu yönde etkileyecek olan sihirli cevap: Su! Biz insanoğlunun dünya kuruldu kurulalı uğrunda mücadele vermekten asla vazgeçmediği ve vazgeçilmesi teklif dahi edilemeyecek "Başlıca savaş sebebimiz." Gördünüz mü sevgili okuyucular, akşam yemeğine doğranmaya hazırlanan soğana soğan deyip de geçmememiz gerektiğini?

Şimdi ben yukarıdaki iki paragrafla, aylardır içimde biriktirdiklerimi buraya aktararak beynimin ufak bir bölümünü işgal eden fazlalıklardan mı kurtuldum, yoksa yenilerine yer mi açmış oldum? Hangisi sizce? Soru sorduğuma bakmayın siz. Arada sırada yazdıklarımı okuyanlar iyi bilir ki ben sora sora yazarım. Sora sora Bağdat bulunur demiş ya atalar, işte o hesap. Peki bu atasözü gitti mi buraya? İşte bunun cevabı, ta baştan beri hazır: "Düşünüyorum, o halde varım." demek kadar iyi gitti bence. Değil mi ki aylardır yazı yazamıyordum, değil mi ki birkaç tablomu sergiler gibi düşüncelerimi sergileyemez duruma gelmiştim; o halde şu durumda ne yaparsam yapayım fark etmez; bana her şey gider...

Görsel şuradan:

https://www.google.com.tr/url?sa=i&rct=j&q=&esrc=s&source=images&cd=&cad=rja&docid=m28yDjlLdBDlOM&tbnid=fomSUTNiHL_CBM:&ved=0CAUQjRw&url=http%3A%2F%2Fwww.unipedi.com%2Fkultursanat%2F2012%2F12%2F09%2Fgenel%2Fdusunmek%2F&ei=tVuRUegEhNE5gJWAgAc&bvm=bv.46340616,d.ZWU&psig=AFQjCNE5nXssKSccGtlkNbKfSwYHCxtcfA&ust=1368567087525923

2 yorum:

Pabuc dedi ki...

Düşünen insanın yazıya dökülen cümleleri..
Sen yaz biz okuyacağız sen yaz biz de düşüncelere dalıp aklımızda biriktirdiklerimizi hatırlayacağız...

SEvgiler...

BANU dedi ki...

Yorumuna ilk gün cevap veremediğim için kusuruma bakma Pabuç.

Klavye ile bir süreliğine barıştım bakalım. Senin gibi pozitif enerji deposu dostlarım okudukça, bu barış uzun sürebilir belki diye umuyorum :)

Selam, sevgi bizden.