25 Kasım 2012 Pazar

Cici Kız ve Beyaz Yatlı Prensi

Sevgili Pabuç, masalları konu aldığı bir yazısında beni mimlemiş. İnsan mimlendiğini öğrenince bir tuhaf oluyor ama bu tuhaflığın isim benzerliğinden kaynaklandığını anlayınca tarifi imkansız duygular eşliğinde basıveriyor klavyenin tuşlarına:

Evvel zaman için de, kalbur-saman ikilisi için de söylenecek her şeyin söylendiği, "Şimdi yeni şeyler söylemek lazım cancağızım" söylemlerinin günden güne arttığı yirmi birinci yüzyılın başlarında, denize sıfır bir malikanede; lepiska saçlı, yeşil gözlü, elma yanaklı, turşusu kurulacak kıvama gelmiş bir kız yaşarmış. Huyu güzel, elbiseleri süslü bu kızı annesi ve babası her türlü fitneden ve fesattan sakınarak büyütmüş de büyütmüş, büyütmüş de büyütmüş. Onun kalbinin kırılmasına hiç ama hiç dayanamadıkları için, bir dediğini iki etmezlermiş. Mesela, Akmerkez'deki falanca dükkanda indirim olduğunu aypetlerine gelen mesajlardan öğrendiklerinde, hemen cici kızlarını hazırlar, gelir misin gelmez misin diye sormadan Jaguar'larına atlayıp götürürlermiş kızlarını. Cici kız da, annesinin elini hiç bırakmadan koca alış veriş merkezini dolaşır, o devrin yaşı geçmiş tipik zamanelerinden olduğu için, istediği her şeyi aldırırmış. Neyi canı çekse, basarlarmış kredi kartını, güzel ve akıllı kızları üzülmesin diye hemencecik alıp sepete atarlarmış. Maksat fitne çıkmasın, fesatlar çatlasınmış. Neyse efendim, günler bunun gibi neşeli etkinliklerle birbirini kovalayıp giderken, bir gün denizin üzerinde aniden bir şey belirmiş. Beliren şeyin beyaz bir yat olduğunu ilk fark eden cici kız olmuş. Huşu içinde çalmakta olduğu piyanosunun başından hızla ayrılarak pembe salonun penceresine koşmuş. Orta katta patilerine pedikür yaptırmakta olan anneciği de heyecanla koşmuş alt kata. Baba o sırada plazasında işleriyle meşgul olduğu için koşamamış. Sonracığıma, anne kız bir bakmışlar ki gerçekten koccaman bir yat yaklaşmıyor mu malikaneye. Anne hemen kızının önüne geçip kendini siper etmiş. Cici kız bu durumdan rahatsız olmuş, annesini son gücüyle kenara itip, seri bir şekilde hareket ederek cam kapıyı açmış ve bahçeye atmış kendini. Tek niyeti azıcık heyecan, biraz eğlence, çok az da masal kahramanı olmakmış. Yat tam onların evine bindirecekken, ani bir dönüşle kurtarmış paçayı. Burada kurtulan sadece kaptanın paçası mıymış, yoksa cici kızın da kurtuluşuna vesile bir eylem miymiş, bunu o anda kimse bilemezmiş.

Yat, cici kızların üç blok ilerisindeki marinanın önünde iki tur manevra yapıp, çevik bir hareketle yanaşmış ve yine çevik bir hareketle müsait bir yere demir atmış. Cici kız bir yandan annesine bu isyanın kılıflarını hazırlarken bir yandan da göz ucuyla yatı takip ediyormuş. Annesi ağlamaklı bir ses tonuyla, yaptığı bu çılgınlığın onu ne kadar üzdüğünü anlatmış ama cici kızın ne kulakları bu sözleri işitmiş, ne de gözleri görmüş annesinin o perişan halini. Onun tek derdi yatmış. Aslında yat değilmiş. Aklının fikrinin kaptanda olduğunu hepimiz biliyoruz. Neyse, efendime söyleyeyim, siz de dinleyin bir zahmet.

Cici kız, o heyecan dolu günden sonra tamamen içine kapanmış. Yüzünü görmeyi bırak, var olup olmadığını bile bilmediği bir adam için kendini harap eder hale gelmiş. Annesi ve babası kızlarının bu perişan haline çok üzülüyormuş ama ne yapsalar ne etseler bir türlü kızlarının yüzünü güldüremiyorlarmış. Bir gün babasının aklına bir fikir gelmiş. Masalın standardın dışında bir uzunluğa sahip olduğunu fark eden yazarın da aklına bir fikir gelmiş ama mutfakta işi olduğu için yazamamış. Klavyesinin başına döndüğünde, babanın fikri ile kendi fikrini sentezlemeye ve kısa yoldan masalı sonlandırmaya karar vermiş.

İşleri yoluna koyan yazar, muhteşem bir şekilde dönmüş ekran karşısına. Bu arada cici kız da bu üzüntülü ve meraklı halden bir an önce kurtulmak, gidip o yatın kaptanını bulmak istiyormuş. Babası böyle düşünmüyormuş tabii, bunu sadece ve sadece yazan kişi düşünmüş ve hemen icraata geçirmiş fikrini. Cici kıza evden bir bahaneyle çıkmasını ve gidip o kaptanı bulmasını söylemiş. Cici kız bunu iç sesi olarak algılamış ve üst katta pes oynamakta olan babasının yanına gitmiş. O ülkede yaşayan her genç kızın yılda yirmi sekiz kere Merve'lerde kaldığını tespit eden istatistikler uyarınca babasına Merve'yle ders çalışmaları gerektiğini söylemiş. Babası da güzel kızının okulunu bitirmekte gösterdiği bu son çırpınışını görerek acımış ona ve izin vermiş. Cici kız havalara uçmuş tabii ama çaktırmamış. Hemen üzerine bir şeyler alıp fırlamış dışarı. Şoför onu görünce arabayı getirmek üzere garaja yönelince bizimki olmaz demiş. Havanın güzelliğinden istifade edeceğini ve yürüyerek gideceğini söylemiş. Şoför, Merve'lerin evinin boğazın öbür kıyısında olduğunu biliyormuş ama o da gençliğinde bu yollardan geçtiği için sırıtarak başını sallamış. Cici kız koşa koşa marinaya gitmiş. (Dikkat ederseniz masal epey hızlandı, ha gayret, biraz sabır.) Kapıdan girer girmez beyaz yatın burnunu görmüş. Kalbi küt küt diye atmaya başlamış. Oracıkta bekleyen görevliye sert bir ses tonuyla yatın kaptanını görmek istediğini söylemiş. Görevli, emriniz başım üstüne hanfendi diyerek bir koşu gidip kaptanı getirmiş cici kızın yanına. İşte olanlar o anda olmuş. Karşısında, yaşı yaşına, boyu boyuna, aypeti aypetine uygun, şakaklarına karlar yağmış, yakışıklı mı yakışıklı bir adam duruyormuş. Cici kız dilinin tutulup tutulmadığını kontrol bile etmeden adama sevgilimm deyivermiş. Adam da ona aşkımm demiş. Sarılmışlar. Yaklaşık bir dakika on saniye öylece kalmışlar. Kendilerine geldiklerinde, önce birbirlerinin gözlerinin içine dikkatli dikkatli bakmışlar ama aradıkları cevabı maalesef bulamamışlar. Bu gidişle kimsenin bulacağı da yokmuş zaten. Şu anda herkesin tek istediği, başına bir kaza gelmeden, cici kızın bir an önce evine dönmesi ve bir masal kahramanı olarak o evde sonsuza kadar yaşamasıymış.

Masal da burada bitmiş. Taksimat ise şöyle olmuş:

Gökten değişik sayılarda elma düşmüş. Bunlardan biri -malum- bizim cici kızın başına, biri de beyaz yatlı prensin yatının burnuna denk gelmiş. Diğer elmaların akıbeti hakkında resmi bir açıklama yapılmamış. Onlar muratlarına eremedikleri için bizim de kerevete merevete çıkmayı aklımızdan geçirmememiz gerekmiş.






2 yorum:

vişnap dedi ki...

Banucuğum keyiflw okudum yazıyı .Yüzümde kocaman gülümseme ile.Yüreğine sağlık canım masal şahaneymiş:)Sevgilerimle...

Pabuc dedi ki...

Teşekkürler masal dünyamızı zenginleştirdiğin için..Beyaz yat güzel fikir bundan sonra genç kızlar beyaz atın yanında bir de beyaz yatlıyı bekleyecekler, kaldılar yine evde desene :)

Masallar böylelikle renklendi, aslında iyi fikir bazı yazılar masal tadında yazılabilir ...

Tekar tşkler bu güzl masal için dost...

Sevgiler..