24 Haziran 2012 Pazar

Twitter Hikaye Yazdırırsa 2

#evrenemesaj
#UEFASopasiBirTaraflarinaKacti
#KeepCalmAndDontJudgeZaynMaliksReligion
Fenerbahçe Türkiye Cumhuriyetidir
Erman Kunter
Sanat Maratonuna Davetlisiniz
Asaletin Rengi Sarı Kırmızı
28 Şubat
Şenes Erzik
PKK 1
Kulaklığında bir Zülfü Livaneli şarkısı, monitörünün sağ tarafında kahve fincanı, solda fare. Karalamaya başladığı ilk günden beri bu üç maddeyle birlikte otururdu klavyenin başına. Tabii burada hemen ilk maddenin sadece kulaklık olduğunu, yani illa ki Zülfü şarkısının olmazsa olmaz olmadığını belirtmekte yarar görüyorum. Zaten ben belirtmesem de siz akıllı insanlar olarak anlamış olmalısınız ne demek istediğimi.
İçinde çokça olmak fiili geçen bir yazıya başlamış olmanın, derin düşüncelere dalmasına fırsat vermeden, bir an önce ilk TT kelimesini afili bir cümle içinde kullanması gerektiğini hatırladı ve daha yazıya başlar başlamaz kaçma eylemine giriyor oluşu karşısında "Nedir senin derdin?" diye soracak olan çıkarsa, hemencecik "#evrenemesaj canım, "Başka bir nedeni yok, merak etme sen."i buldu. Bu şanslı kişinin zuhur etmesini bekleyecek de değildi tabii. Çünkü biliyordu ki böyle bir sorunun gelme ihtimali, en fazla yazının sonunda gelmesi muhtemel yorumlardan binde birine denk geliyordu ve bunun olması demek de, ileri görüşlü bir yazar bozuntusu olacak olması demekti. Peki şimdi oldu mu bu olmaklı cümleler sizce? Bence oldu. Mis gibi oldu hem de.

Sıyrılmaya çalıştı olur olmaz kullandığı olmak'lardan. Çalışıp da başaramadığı bir iş olmamıştı bugüne kadar ama bundan kurtulacak gibi görünmüyordu pek. Aslında bu garip halin tek sebebi vardı; ikinci sıradaki TT! Hayatı boyunca, kafalarda kırılan her sopanın, kırıldıktan sonra nerelere kaçabileceğine dair çok şey duymuştu ama işin içine uluslar arası bir kurumun sopasının girmiş olması ve en kötüsü de nerelere gireceğinin açıkça ifade bulmuş olması saçmalamaya devam ettiriyordu onu. İşte geldiği bu milat gibi noktada, o TT'yi aralara bir yerlere sıkıştırması şarttı artık. Futbolu bir kazanç kapısı olarak görenlerin ve aldığı cezalara itiraz etmeyi maharet sayanların yaptığı densizliklere sinirlenmiş gibi yaptı hemen. Sonra da gözlerini kapatıp onlara cılız bir ses tonuyla, bütün utangaç tavrını takınarak "#UEFASopasiBirTaraflarinaKacti" dedi ve kendi de kaçtı oradan. Arkasına bakmadan uzaklaştı olay mahallinden.

Mahal dedi de aklına oturduğu mahalle geldi şimdi de. Her türlü mahalle baskısının asgari düzeyde yaşandığı ve bir türlü eski mahallesi gibi sevemediği mahalle. Bu mahallenin, diğer mahalleyle mukayesesine girmek lazım diye düşündü ama derhal çıktı bu havadan. Yazı uzayacaktı çünkü. En iyisi hiç aklına gelmemiş gibi yapmaktı. Kim olduğunu öğrenmek için Google'a bakmaya üşendiği adamın, Twitter'a TT olması ne kadar ilginç geldi ona, ah bir bilseniz. İngilizcesinin ona verdiği yetkiyle, başına bir de kendinden bir please ekleyerek "#KeepCalmAndDontJudgeZaynMalikReligion" diye haykırdı. Malik'in dinini ve bu din için ne gibi işlerle iştigal ettiğini yazının sonunda öğrenmeye karar vererek bu paragraftan diğer paragrafa bir tünel kazarak geçiş yaptı.

Kazmak dedi de, cumhuriyeti kendi salaş doktrinlerini dayatma aracı olarak gören güruh geldi aklına. Gittikleri yerde tünel kazamadıklarını düşündü bir an ve beyinlerinden halka ulaşan tüneller kazıyorlar mıdır acaba diye kısa bir tefekküre girdi. Burada sormak gereken birkaç soru da vardı aslında. Örneğin: Bu ülkede önüne gelen kendince bir cumhuriyet ilan ettiğine göre, bazıları neden "Fenerbahçe Türkiye Cumhuriyetidir" diyenlere şaşırıyordu ki? O da şaşırıyordu buna tamam ama burada sorduğu soruya cevap verme hakkı yoktu onun. Çünkü o, tuttuğu takımı şimdilik saklama lüzumu hissediyordu. Eğer sabırla beklerseniz, göreceksiniz birkaç TT sonra içindekileri haykıracak size. Yapacak evet, yapacak.

Haykırmak. Sevdiği ve kullanmaktan hoşlandığı nadir fiillerden biridir bu. Hadi gelin yazının bundan sonrasında üçüncü tekil şahsı bıraksın, birinci tekille devam etsin, ne dersiniz? Ben hemen olur dedim bile. İnsan kendinden bir şeyler karalarken, "O" olmayı sürdüremiyor maalesef. Çift karakterli gibi hissediyor kendini. Bu yüzden artık klavyeyi ben devralıyorum ve içimdeki Beşiktaş aşkını daha fazla gizleyemeyeceğim için #Erman Kunter'e sevgilerimi göndermek istiyorum. Çok görmeyin bunu bana lütfen. Ben Erman'ın çocukluğunu olmasa da gençliğini çok iyi bilirim. Başarılarını her zaman takdir ettiğim bu güzel insana yeni  görevinin yakıştığına inanıyorum. Allah utandırmasın. Haydi inelim şimdi diğer paragrafa. Hadi hadi gelin davetlimsiniz.

Geçenlerde bir arkadaşın evine davetliydim. Eve girer girmez holdeki tabloların yenilenmiş olduklarını fark ettim ve arkadaşıma eskileri ne yaptığını sordum. O da tabii ki "Sanat Maratonuna Davetlisiniz" ile başlayan bir cümle kurdu öncelikle. Bunu neden yaptığını benim kadar siz de tahmin ediyorsunuz, biliyorum. Her çömez yazarın müracaat edemeyeceği bir kıvırma taktiği bu. Bazen düşünüyorum da, bu taktiği kullandığım zaman acaba asaletimden bir şeyler kaybediyor muyumdur ki ben? Ah evet farkındayım kendimi övdüm burada. Ama arkadaş, şimdi ben bir BeşiktAŞK taraftarı olarak, bu aşkımın bana verdiği asaleti de konuşmayacak mıyım yani? "Asaletin Rengi Sarı Kırmızı" diyen taraftara iki laf dokundurmayacak mıyım? Tabii ki dokunduracağım ve dokundurduğuma da pişman olmayacağım. Durun bakayım, pişman oldum mu bir kontrol edeyim kalbimi? Yok, olmamışım. Durmak yok AŞK'ı sevmeye devam!

Aşkı sevmek de ne demek demeyin lütfen. Eğer aşk, başlı başına bir kavram olarak yüreğinizden beyninize, oradan da tekrar yüreğinize devir daim edebiliyorsa siz onu seviyorsunuz demektir. Bu cümleyi birkaç kere okuduktan sonra ancak anlayacaksınız ne demek istediğimi ama bence siz yazıyı bitirmeyi deneyin öncelikle. Mesela ben size hemen siyasi bir cümle kurayım, siz de kendinizce sonrasını tamamlayın. 2012'nin Haziran ayının ortalarını geçmiş olmamıza rağmen şu Twitter denen zamazingoya neden bundan on beş sene öncesinin acılarını yeniden yaşatmaya yönelik bir "28 Şubat" girmiş olabilir ki? Hayır, Şubat gelmiş geçmiş, yazılacak tweetler yazılmış, vatan bir kere daha sanalizasyon mertebesinde kurtarılmış, neden hâlâ TT olur bu kötü tarih? Anlam veremedim ben bu işe. Siz eğer anlamlandırabildiyseniz, kurun içinizden cümlelerinizi, sallayın gitsin havaya.

Havalar çok ısındı bugünlerde. Kışın "Ayh şu yaz bi' gelse" diye diye sanal alemi kasıp kavuranlar şimdi aynı söz öbeğini kış kelimesini kullanarak kuruyorlar. Hani "Şenes Erzik"ten bahsetmek zorunluluğum olmasa, bu garip ruh halli insanlara çok diyeceğim sözüm olurdu ama adama dua etsinler. İyi ki TT olmuş Erzik zira beni de bir sonraki melun TT üzerinde iki dakika daha düşünmeye sevk etti. İyi etti, hoş etti tabii.

Bu ülkede iyi işler yapan da oldu, kötü işler de. TT listesinin karmaşık yapısına baktığımızda da bunun küçük ölçekli bir yansımasını görebiliyorum. Benim için iyi iş demek, ülkenin bütün insanlarını -az da olsa- mutlu eden işler demektir. Bunları tek tek sıralayacak değilim çünkü şu an çok ciddi bir şekilde bu son TT'nin hakkını vermeye uğraşıyorum. Eğer bir ülkede insanların bir bölümü sürekli bir biçimde ölüm/öldürmek/öldürülmek üzerinden gündeme geliyorsa, o ülkede fena halde ters giden bir şeyler var demektir. Bu tersliklerin süreğen oluşu da söz konusuysa, o zaman kafasını ellerinin arasına alıp yeniden ve son defa düşünmek zorunluluğunda olan kesim "PKK 1" terör örgütü müdür yoksa bir gerilla hareketi midir sorusuna henüz cevap verememiş olan rantçı kesimdir.

Bitti. Ben görevimi bir kere daha yerine getirmenin mutluluğunu yaşıyorum. İnşallah Türkiye Cumhuriyeti de bütün vatandaşlarıyla birlikte uzun yıllar mutlu ve huzurlu yaşar.










Hiç yorum yok: