16 Aralık 2011 Cuma

Mim'lenmiş Yazı

"Haydi Banu" dedim, "Fırsat bulmuşken, üzerine yüklenen sorumluluğu yerine getir ve yaz!" Ben hep kendi emrini kendine veren biri değilim aslında. Benim dışımdaki insanların, emir mahiyetinde de olsa isteklerini yerine getirmeyi sevmişimdir. Bu sefer, hem öyle oldu hem böyle. İyi oldu tabii. Elimin pası gittiği gibi, aynı zamanda bir iki mesaj da verebileceğim. Almasını murat ettiğim insan sayısı belki bir elin parmaklarını geçmez ve belki de mesaj alacak halde olmayabilirler fakat bu kısacık boş zamanın da değerlendirilmesi şarttı benim için. Girizgahın son cümlesini neyle bağlayacağımı bilmiyorum şu an ve aklımda sadece bir "Mim" yazısı yazmam gerektiğine dair uçuşmalar var. En iyisi, uçuşanların içinden birkaçını yakalayayım, yazayım gitsin.
Öncelikle, beni bu ödüle layık gören sevgili genç arkadaşımız Cihan Bakacak'a teşekkür ediyorum. Mime ait soruları eklemeden önce bunu belirtme gereği duydum çünkü ben pek kural tanıyan biri değilim. Yalnız, hiç şüphe yok ki aşağıya aldığım soru ve kuralların, sisteme uygun bir formatta karşılık bulacağı ve dolayısıyla teşekkürümün tekrarlanacağı da kesin.

Kurallar (Rules)
1- Size bu ödülü layık gören kişiye teşekkür etmeli ve ona geri bağlantı vermelisiniz. (You have to thank the person who gave you the award and link back to their blog)
2- Kendi hakkınızda 7 gerçeği paylaşın. (Share 7 facts about yorself.)
3- Sevdiğiniz ve takdir ettiğiniz 10 başka blogcuya aynı ödülü verdiğinizi bildirin. (Send to 10 other bloggers whose blogs you love, appreciate and tell you have given the award.)

1- Cihan Bakacak arkadaşımız tarafından bu mim işine dahil edildiğimi öğrendim. Kendisine teşekkür ediyorum. 

2- Bana ait 7 gerçek. Bunların neler olduğunu düşünmeden başlıyorum yazmaya:
** Yaratılanı, Yaratan'dan ötürü severim: Kediler ve diğerleri de dahil buna. Bir de, insanlığının sürekli farkında olarak yaşayabilenler tabii. Başka yok.
** Duygusalım: Ağlarım yani. Kızım 85 alınca da, eşim ameliyattan sağ salim çıkınca da ağlarım. Diğer zamanlarda gülmeyi ihmal etmem. Yüzümü güldürene gülerim, sevindiğimde ve sevindirdiğimde hem güler hem ağlarım. Gözüm suludur yani. Akacak yaşı gözümde tutmaya çabalamam, bırakırım süzülür, gider.
** Kendi sağlığımla ilgili konularda biraz evhamlıyım: Eskiden çok fenaydım bu konuda. Diyelim ki boynumda bir ağrı hissettim, derhal doktora gider, ağrının kaynağını öğrenir, rahatlardım. Çok şükür son on - on beş yıldır bu konuda daha iyiyim. Çevremdeki insanları birer stajyer hekim gibi düşünüp, onlarda da bendeki değişik durumlar var mı diye gözlemliyorum ve bu yolla ön teşhisi koyuyorum kendime. Çoğunda da mütehassıs bir hekim kadar isabet kaydediyorum. "Hayat, insanı hekim bile yapar" veciz sözüm buradan doğdu zaten.
** Sigaranın zararlarını kabul ederim ve içerim: Bunu açmak gereksiz. Her şey cümlede açıklanmış. Bilgiçliğin lüzumu yok değil mi?
** "Tedbir, takdiri değiştirmez"e inanırım: Bir eşeğim olursa, akşamdan onu sağlam bir kazığa bağlayıp evime gideceğim ve sabah yanına gidip ne halde olduğuna bakacağım. Kışın yapmak istiyorum bunu çünkü gece kar yağdığında o hayvancığın üşüyüp donmuş olduğunu görmek istiyorum. Yukarıdaki "kediler ve diğerleri" tanımını verdiğim iyi niyetli cümleme çok ters oldu bu, biliyorum. Ama öyle olmalıydı. Yoksa başka türlü nasıl anlatabilirdim atasözlerinin/deyimlerin benim ilgi alanıma girdiğini ve onların varlığının, takdiri değiştirmeye gücünün yetmediğini? Yani yazar burada "Ne eşekler donarak ölsün, ne de ben saçmalayayım." diyor.
** Söz vermenin ve sözünü yerine getirmenin, insan olmanın ilk kuralı olduğuna inanırım: "Yarın seninle birlikte, gideceğin yere gelirim, söz." diyen birinin, bu sözü verdikten sonra çok acil bir durumla karşılaşmadığı sürece sözünden dönmesi, benim açımdan bir değer kaybı yaşamasına sebep olur ki bu kaybın telafisi, yalan söylediği ortaya çıktığında tamamen imkansızlaşır. Fakat, elbette insanlığından çıktığına da hüküm vermem. Atarım sepete, bekler.
** Kalem ve kağıt olmadan yaşamak, tuval ve boya olmadan yaşamaktan daha zordur: Aslında, yazmaktan sıkıldığım da çok olmuştur. Öyle bir dönem gelir ki bazen, kalemi sivri bir alet, kağıdı ise bir sehpa örtüsü olarak algılarım. O zaman kendimi hemen renklerin dünyasına savururum ve güzelim kalem ile kağıdın aklanmasını sağlarım. Yani resim yapmak bazen benim için vacip hükmünde bir hâl alır. Yazı materyallerinin, diğer hiçbir nesne karşısında değersiz kalmaması gerekir. Yaşamak için, mutlaka önce yazmak gelir dünyamda.
** Yanlışı affetmem, mutlaka düzeltilmesini beklerim. Bunu sadece beklemekle sınırlandırmam, isterim de. Bu konu, bilhassa sosyal medyada tanıdığım birçok arkadaşımı inciteceği için, kendi gerçek hayatımdan bir örnekle açıklamak zorundayım. Diyelim ki yolda giderken bir çocuğun, arkadaşına zarar verdiğine şahit oldum. Derhal onu iyi bir dille uyarır, sonucu görmeden oradan ayrılmam. Çok klasik ve yaygın bir davranış bu, biliyorum. Daha fazlası, çevremdeki insanların bile bile yapmaya devam ettikleri yanlışlarda saklı ve "burası yeri değil" kalıbı gereği şimdilik bununla yetiniyorum.

3- Şimdi işin en zor kısmına geldim işte. Kural gereği on blogger'ın ismini vermem gerekiyor. Bunu yapmak isterim ama o on kişinin üzerine böyle bir sorumluluk yüklemek istemiyorum ve seçmediğim kişilerin "Neden beni seçmedin?" şeklindeki olası sitemkar soruyu soracakları ihtimalinden dolayı da çekiniyorum açıkçası. En iyisi, yazıların yayın akışındaki sıraya göre beş blogger'ın ismini yazmak:

uzunincebiryol  Evren Elif Kuyu  BU DA GEÇER !  !!!ıVıR ZıVıR eNSTiTüSü!!!  Faruk Özcan

Bloga ait teknik konularda pek bilgili olmadığım için, yukarıda verdiğim linklerin direkt açılıp açılmadıklarından emin değilim. Eğer açılmıyorlarsa, bu konuda bilgilendirilme zamanımın geldiği aşikardır. Biriniz Allah rızası için şu işi bana öğretir artık umarım :)

Arkadaşlara kolaylıklar dilerim.

6 yorum:

GÖK-TÜRK dedi ki...

Hemen bilgilendirmemi yapayım :)

Yazının tıklanabilir olması için yani link vermek için :

Yazıyı yazdıktan sonra yazıyı seçili hale getir.Daha sonra hemen üstte BAĞLA ya tıkla.Açılan pencerede Soldaki web adresi kısmını işaretle(ki büyük ihtimalle o seçilidir) sonra hemen sağdaki bu bağlantı hangi URL ye gitsin kısmına istediğin bağlantıyı yapıştır ve tamam diyerek çık...

NOT:Eğer tıklandığında bağlantının yeni sekmede açılmasını istersen bu bağlantıyı yeni pencerede aç ı işaretle.Ki kişilerin sayfandan ayrılmaması için hep bu önerilir ;)

Bitti bu kadar :D

Cihan Bakacak dedi ki...

Yazı gayet içten olmuş, teşekkürlerin için ben de sana teşekkür ediyorum.Bu arada blogu okuyan arkadaşlara uyarım, kişisel özelliklerinin son maddesi oldukça ciddi, hafife almayın. Banu'nun "yanlışı affetmem, mutlaka düzeltilmesini beklerim." sözünü bizzat yaşamış biri olarak, ölün ama ona yanlış yapmayın diyorum :) bir yanlış anlaşılma sonucunda beni terleten cümlelerini paylaşmak istiyorum. "bir de buradan yazayım. ne demek istediğini açıkça anlatır mısın? bu nasıl bir kuşkudur böyle? inan bana şu an çok sinirliyim ve bir yandan da son derece üzgünüm. inşallah bunlar şakadır arkadaşım." Bu kadar diyorum, kızdırmayın Banu'yu :)) Diline , gönlüne sağlık

BANU dedi ki...

GÖK-TÜRK verdiğin bilgiler için teşekkür ederim. Sanırım bu yazıdan sonra senden ve birkaç arkadaştan gelen bilgiler sayesinde bu işin uzmanı bile olabilirim artık :P

Cihan, insanız hepimiz. Doğal olarak yanlışlarımız oluyor ve bunlardan dönmek için çaba harcadıkça olgunlaşıyoruz. Ben o konuyu unuttum, gitti. Senin unutmamış olduğunu görmek beni hem şaşırttı hem de düşünmeye sevk etti. Şimdi düşünmeye gidiyorum ;) Tekrar teşekkür ederim.

Cihan Bakacak dedi ki...

Ben de unutmuştum aslında da senin 7. madden hatırlattı :) ama o gün yaşadığım şaşkınlık da kolay kolay unutulacak cinsten değildi hani :) Yanlış anlaşılmalar benim en çok korktuğum olaylardır, eğer ki birisine kendimi anlatmak istediğim gibi anlatamamışsam, ateş basar, terlerim, üzülürüm, utanırım, hepsini yaşarım, bir de o cümlelerini görünce, kaynar sular dökülmüş gibi oldu kafamdan aşağı :) Hatta bazen çok çok eskilerde bile kalsa yapmış olduğum hataları, yanlış anlaşılmaları hatırlar, ben nasıl yaptım bunu diye tekrar tekrar hayıflanırım. Çok önemsediğimden olsa gerek :)

Pabuç dedi ki...

Ben senin yazılarına yorum yazmayacam :)

Sadece zevkle okuyacam ve bir sonraki yazı daha erken gelsin diye de ümitvar temennilerde bulunacağım :)

Yüreğine bakışına her şeyine sağlık :)

Bir de ben çok hata yaparım :)

BANU dedi ki...

Cihan aynen ben de senin gibiyim, geçmişte yaşadıklarımı bir şekilde hatırladığımda onlardan neler çıkardığımı hangi dersi aldığımı düşünür, yoluma devam ederken bunları kendime yol arkadaşı edinirim.

Pabuçcum, yazılarıma bu kadarcık da olsa yorum yapman yeter bana çünkü ben senin esas yorumunun güzel kalbinde olduğunu biliyorum. İnşallah daha sık yazarım bundan sonra. Hata yaparım demişsin, keşke tanıdığım her insan senin yaptığın o minnacık hataları(?) yapsa, başım üstüne... Teşekkür ederim.