11 Ekim 2011 Salı

Olduğu gibi yazılmış yazı

"Olduğun gibi görün." Buna benzer daha birçok söz öbeği vardır, kullandığımız ve kullanmaktan zevk aldığımız. Mesela biri bize "yanlış" yapar, o güne kadar yansıtmış olduğu karakterinden farklı bir karaktere bürünür ve biz onu hemen olduğu gibi görünmemekle yaftalar, iki yüzlü olmakla itham etmeye kadar vardırırız düşüncelerimizi. Oysa şöyle bir irdeleyecek olsak, aslında o kişinin olduğu gibi davrandığını çok net gözlemleyebiliriz. Daha önce onunla herhangi bir sorun yaşamamış olduğumuz için, bir tür savunma refleksiyle, iç cebimizde beklettiğimiz etiketi çıkarır, yapıştırırız ona. Hak etmemiştir ama. Sadece şu vardır: Biz onun bu yönünü bilmiyoruzdur, bilmediğimiz bir karakter özelliğiyle karşılaşmanın şokunu yaşıyoruzdur ve ne yazık ki hatamızın olabilme ihtimalini göz önünde bulunduramıyoruzdur. O, olduğu gibi hareket edip, yaptığının yanlış olmadığını, hâttâ bizim iyiliğimiz için yaptığını bile söyler. İşte tam da bu noktada, "İnsana ne kötülük geliyorsa, sevdiklerinden geliyor." klasiği girer devreye. Kendimizi haklı çıkarabilmek için, elimizin altında ne kadar deyim, ata sözü, vecize varsa dökeriz ortaya. Amaç, olduğu gibi görünmediğini anladığımız bu "sevdiğimiz insan"ın, ipliğini pazara çıkarmaktır. Satış öncesi bu son hazırlıkların ardından, ya ortak tanıdığımız biri vasıtasıyla, ya da iğneli, imalı cümlelerle pazar tezgâhındaki yerini hazırlamaya başlarız. Bazen de, direkt yüzüne söyleyebilecek kadar cesur davrandığımızı varsayarak kükreriz tenha bir köşede. Ağzımızdan çıkanı kulağımız duymaz, ona duymayı hak etmediği ne varsa sayarız bir çırpıda. Ve, eğer karşımızdaki kişi, -yine bir deyimle anlatacak olursak- ununu elemek üzere olan, eleğindeki gözenekler nispetince tecrübe sahibi biriyse, belki de o güne kadar kulaklarımızın duymadığı sözlerle karşılaştırır bizi. Örneğin der ki: "Eğer ben sana böyle davranmasaydım, kendimle çelişirdim." Veya; "Yaptıklarım, seni sevmemden kaynaklanıyordu, seni sevmiyor olsaydım bu "yanlış"la tanışmamış olacaktın." Susup dinlemeyi başardığımızda, o kişinin olduğu gibi göründüğünü, bizi sevdiğini anlarız ve yüreğimiz yetiyorsa, o ana kadar ettiğimiz her sözden pişmanlık duyarız. Eğer bir de, yaşadıklarımızdan ders çıkarmak gibi bir yapımız varsa, o zaman da onu aslında sevmediğimizi; sadece hayatımızda bulundurduğumuz sıradan biri olduğunu idrak ederiz. Bu idrakten sonra, yaşatılanların bizi hiç mi hiç etkilemediğini, sırf bu iki söz öbeğini kullanacak bir ortam oluşturmak için zırvalayıp durduğumuzu fark ederiz. Böylece, "Başıma ne kötülük geldiyse, hepsi sevdiklerimden geldi." sözünün bir zırva olduğunu keşfetmiş oluruz, hayretle ve şaşkınlıkla. Ve sevgili okuyucu, bir de neyi öğrenmiş oluruz, biliyor musun? Şunu: Sevmek; dört sessiz, bir sesli harfin bir araya gelişiyle oluşturulmuş basit bir kelime değil;  kötü diye nitelendirdiğimiz her türlü duygudan arındırabildiğimiz bir yürekle yapılacak bir eylemdir. Bu arındırma işi, bünyemize ağır geldiği için de öyle kolay kolay sevmiş olmayız kimseyi. Asıl "seven"in karşımızdaki kişi olduğunu anladığımızda, işin en acı yanını da görüveririz tabii ki; o da şudur: O bizi, bizim onu sevmediğimiz kadar çok seviyordur ve onun başına, bizden herhangi bir kötülük de gelmemiştir. O kişi bizi, olan bitene rağmen sevmeye devam ediyordur yani. Ama biz hâlâ; başımıza gelenin, olduğu gibi görünmeyen sevdiğimizden geldiği masalını söyler dururuz kendi kendimize. İşte böyle. Anlatabildim mi?
Anlamadığınızı düşünüyorsanız, şöyle bir final yapayım o zaman; bizden ona doğru uçuşan her söz, ona kötülük değil, bizi sevdiği için şükrü getirmiştir. Şimdi doğal olarak bu son cümlemi de anlamayanlarınız çıkmıştır, bilahare anlatırım ben onlara...

4 yorum:

Bâr-ı Kalem dedi ki...

Fazla söze gerek güzel ve anlamlı bir yazı olmuş kapasitemizce dersimizi çıkarmış bulunuyoruz teşekkürler gönlünüze sağlık selametle...

Pabuç dedi ki...

Bana bir ara yine anlat çok memnun olurum...

Sevgi saygıyla birlikteyse gerçektir..

Yazının devamına ekleyecek bir şey yok gayet iyi açıklamışsın..Ben bir tek dost olduğunu söyleyip sizi sevdiğini söyleyen kişilerin acı söyleyecekse de bunu en uygun ortamda en uygun şekilde söylemesi gerektiğini savunanlardanım..Laf sokan fırsatını bulunca senin eksiğini yüzüne vuran kişi ne sevendir ne de dost benim için...Acı biberi severim ama yerinde severim ve yakışan yemeğin yanında severim:)


SEvgiyi anlayan yaşayanlardan olalım inş ve Sevgiyi bilenlerle karşılaşalım inş..

Not:Kelime doğrulamada ki kelimeye bak ''thlELİF'' :)

uzunincebiryol dedi ki...

Güzel bir yazı olmuş, olduğu gibi:)

BANU dedi ki...

Bâr-ı Kalem, anlamlı bulmana sevindim, zira anlatmak istediğimi anlatamamış olma ihtimali epey yüksekti bende. teşekkür ederim.

Sevgili Pabuç dost, en iyisi, şöyle güzel bir ortamda bir araya geldiğimizde sana hayat hikayemi anlatayım, ne dersin? :)
elbette sevgi, saygıyla birlikteyse gerçektir. yalnız nüansı da göz ardı etmeyelim, hayatımızda var olan insanların bir bölümü, sadece sevilmeyi hak ediyor ve biz onlardan gelen her şeyi sineye çekiyoruz. bunun detaylarını da imkan bulduğumuzda daha rahat bir ortamda konuşalım.
çok çok haklısın. eğer biri bizim hatamızı görüyorsa ve bu hatamız onu üzüyor veya rahatsız ediyorsa ve o kişi gerçek manada dostumuzsa, en uygun ortamı kollayıp teke tek bir şekilde bizi uyarması gerekir. uluorta laf sokanlar, bırak dostu arkadaş dahi olamazlar. ama böyle davrandığı halde biz aynı hataları sürdürürsek o zaman onu, onun bizi sevdiği gibi sevmediğimiz ortaya çıkar ki yazımın ana fikri de buydu.
acı biberi ben de severim ama bazen sütlü tatlının üzerine de yediğim olur :))
kelime doğrulama kelimesi süper tevafuk olmuş, sana bir blog markası kazandırmış oldum: (l'yi saymazsak) neredeyse "The Elif" olmuş ;) (tabii ki ingilizceye biraz vakıf olan biri olarak, buradaki "the" cansız varlıklar için kullanılanı değil, harflerin en güzeli olan elif'in ruhundaki inceliği taşıdığın için seni niteliyor)
dualarına yürekten amin diyorum :)

uzunincebiryol, olduğu gibi anlatabildiysem ne mutlu bana :)