5 Ekim 2011 Çarşamba

Biz yazdık, ikimiz...

Aylardır yazmıyorum. Bir ara, bunun nedenini bulduğumu düşünüp eyleme geçmeye niyetlenmiştim ancak, kısa bir süre sonra anlamıştım ki esas neden o değildi. Aslına bakarsanız sevgili okuyucular, neden meden de aradığım yoktu hani. Kızımın kurduğu bir cümleden yola çıkıp bu düşünceye kapılmıştım, o kadar. Ne kadar mı? İşte, o kadar. Nedensiz ve özürsüz bir duraklama devriydi bu sadece. Benim için ifade ettiği her şey, başkalarının zerre kadar önemsemediği bir şeye tekabül ediyordu zannımca. Şu 'zannımca' kelimesini hiç sevmem ama elim aylardan sonra klavyeye dokununca çıkıverdi işte. Evet, gördüğünüz gibi zırvalamakla başladı bu "İlk" yazım. İlk mi? Yok artık, daha neler. Ama, ben boşuna yazmam bu "ilk" kelimesini, bilirim.  Zaten apostrof içinde yazmamdan da belli. Bu bir ilk o zaman. Pekiyi, neyin ilki? Onu bilemiyorum işte. Çünkü gelişine vuruyorum topa. Böyle, evet ve maalesef.

Şimdi düşündüm de, eğer yazmayı seven biriyseniz ve eliniz, kolunuz, beyniniz sağlamsa, sizi engelleyebilecek hiçbir güç olmamalı. Tabii bunların yanında olmazsa olmaz bir şeye daha ihtiyacınız var: İç huzuru. Şu son dört ay, bir İstanbul dışı, bir İstanbul derken, iç huzurumu kaybetmişim meğerse ben. Taşlar, dün itibarıyla yerine oturduğunda anladım bunu. Bir yarınız üç saat ötede, diğer yarınız evin salonundaki koltuğun üzerinde olunca, siz ister istemez pek alışık olmadığınız bir yoklukla karşılaşıyorsunuz ve bu yokluğun adı da iç huzur yokluğu oluyor. Hele bir de benim gibiyseniz, yani böyle yokluklara pek alışık değilse bünyeniz, yazamıyorsunuz hiçbir şey. Çok şükür geri geldi de, parmaklarımın tuşlarla hasreti sona erdi. Ve bu sonla birlikte, yukarıda bahsini ettiğim "ilk"in de neyin ilki olduğu ortaya çıkmış oldu. Demek ki o ilk, içimin sahiplerinden biri olan huzurun, yaşadığı yüz yirmi günlük med-cezir ertesinde, eski yerine teşrif etmesiyle başlayan yeni bir dönemin adıymış. Müşerref oldum iç huzurum, sefa getirdin. Gel yamacıma, otur şöyle. Üçlü koltuğun bir kolu senin olsun, öteki kolu benim. Sen yaz de, yazayım, yazma de durayım. Telefonlar çalınca ben açayım, sen konuş, televizyon seyrederken sen karar ver hangi kanalda duracağımıza. Çarşı, pazar, eş, dost gezilerimin rehberi sen ol. Makarnanın tuzunu sen ayarla, salatamıza sen limon ol. Gel sen, gel. Sensiz geçen günlerimi sana anlatayım da beni bir sen anla. Ama lütfen doğru anla.

Sonu, başından belliydi bu yazının. Saçmalamakla başladı, kendi kendine konuşmakla bitti. Şimdi bu da diğerleri gibi bir başlık sahibi olup, blogumdaki sırasına girecek. Tarih 2011 Ekim. Bu da demektir ki bir yaz mevsimi daha bitti. Yaklaşmakta olanın, içimize de dışımıza da huzur getirmesini diliyorum. Zaten var olanlarımıza da, yağacak karlar nispetince yedek huzur diliyorum. Huzur deposu bir nevi. Biteceğine yakın, takviye kuvveti misali gelip yerleşsin içimize, fark etmeyelim tükendiğini. Ne çok sonu, ilki, tükenişi oldu bu yazının. Ee tabii, düşünmeden yazmaya kalkarsam olacağı buydu. Geçen sene yazdığım bir yazıda, düşünmediğim zamanlarda da varım ben demiştim, Descartes'ın inadına. Varlığım buysa eğer, gerisini siz getireceksiniz demektir yazının. Zira ben yoruldum...

6 yorum:

ihyaca dedi ki...

Banucuğum,yazına tek kelimeyle bayıldım.Ne kadar içten bir huzur tarifidir böyle..Kalemine,gönlüne sağlık sevgili arkadaşım.Selamlar,sevgiler..Her daim huzurla kal..

BANU dedi ki...

Teşekkürler arkadaşım. Cümlemiz huzurlu ve mutlu kalalım. Huzuru eksilenlere huzur verebilecek sağlıkta olalım.

Pabuç dedi ki...

Rabbim sevdiklerinin sıkıntılarını göstermesin hiç bir zaman..Sevginiz bağlılığınız daim olsun..Birileri mutluysa sen de huzurlusun gibi..Rabbim huzuru yüreciğinden asla almasın..Hep huzurunu canlı tutacak tutunacak dalların var olsun...

Sevgi ve dua ile..

BANU dedi ki...

Sevgili Pabuç, ettiğin bütün duaları binlerce misliyle sana edilmiş kabul ediyorum. Sağ ol, var ol.

uzunincebiryol dedi ki...

Bu ne güzel bir anlatımdı böyle, su gibi aktı geçti. Sağlıkla huzurla kalın, yazılarınızı eksik etmeyin bünyemizden:)

BANU dedi ki...

uzunincebiryol, teşekkür ederim. akıp giden hayatın, yarım dakikaya sığdırdığım hallerinden biriydi işte. siz de sağlıklı, huzurlu yaşayın inşallah...