27 Mart 2011 Pazar

Abonelerim. Arkadaşlarım. Dostlarım. Kısacası, Siz...

Kapıdan çıkar çıkmaz @l!SNRLR'ın derin derin düşündüren ve düşünürken bilgilendiren tırnaklı, tırnaksız sözleriyle karşılaştı. Bir yandan bunları okurken, bir yandan da,_ECRİN_'in akıl ve fazilet ölçüsü olarak ortaya koyduğu ibretlik cümleleri irdeliyordu. A.Ramazan Benek'in de orada olduğunu fark etti ve iki haftadır kafasını kurcalayan software ile ilgili sorununu anlattı hemen. Teşekkür ederek çözüm önerilerini not etti defterine. Ellerindeki beyaz kürklere bakınca üşüdüğünü düşündüğü abes'in de selamını alıp, devam etti yoluna. İstikameti belliydi. Yazacak ve yazdığını aboneleriyle paylaşacaktı. Tam bu sırada, kendine has jargonuyla bir döşe yazarı olduğunu söyleyen aburcubur'u gördü. Nice köşe yazarının, böyle alternatif yazarlar karşısında yaşadığı hezimeti hatırladı bir an. Düşüncelerin beynine karşı giriştiği hücuma bir son verip, ağır adımlarla yürümeye devam etti. Kaldırıma park etmiş olan arabanın altındaki kediyle göz göze geldiğinde, geçen yazdan beri görüşmediği arkadaşı ahora╰⊰✿ çıktı köşeden. Hep güldüğü gibi şimdi de gülüyordu ona. Sağlığında bir sorun olmadığı temennisiyle yanından ayrıldı. Çıktığı yolun henüz başındaydı ve menzil görünmüyordu bile. Bir an yine düşünceler üşüştü beynine. aksuaksu'nun, eşekliğin eşreften farkını gayet güzel ortaya koyan cümleleriyle birlikte irkildi. Elindeki kırmızı çiçeğe gülümseyip, uzaklaştı oradan. Biraz soluklanıp yola devam etmeye niyetlenmişti ki öğrenci arkadaşlarından biri olan Ali Rıza AYDOĞDU belirdi karşısında. Ülkenin gurur vesilesi olan milyonlarca genç gibi o da kendini iyi yetiştirmiş biriydi. Başarılarının sürmesi dileğiyle ayrıldı yanından. Kendi gençlik günlerini hatırladı birden. Sokağa girerken, insana ait iyi ve olumlu sıfatların birçoğunu karakterinde barındıran dostu  Ali_öz'ün, araştırma ruhuyla bütünleşmiş "kalem tutan el"ini gördü ve onun yazdıklarını okuyor olmanın mutluluğu sardı ruhunu . İçini kaplayan huzurla yoluna devam etti. Karşı kaldırımda bir kalabalık gözüne ilişti, dikkatlice bakınca, arkadaşlarıyla konuşan Alper'i gördü. Yanlarına gidip sohbetlerini bölmemek için uzaktan kulak misafiri oldu. Bir arkadaşına, çaresiz dert olmadığını, üzülmemesi gerektiğini, kendine özgü dille anlatıyordu. Mütevazı bir söylemle kendini mühendis bozuntusu olarak tanımlayan,  bitişik komşusu  Alper Tunga'nın da orada olduğunu fark etti ve menzile doğru adımlarını hızlandırdı. 


Daha yolu yarılamamıştı bile. Altan Yarar'ın, balkon demirlerine yaslanarak verdiği selamı alıp, yürüyüşüne devam etti. Birkaç metre sonra  Altın Sepeti'yle karşılaştı. Yirmi dört saat hizmet veren böyle bir arkadaşı bulunduğu için şanslıydı. İnternet üzerinden her ürünün pazarlaması mümkün değildir şeklindeki ezberlerin bozulduğunu onaylarcasına karşısına çıkan Arzu (the) Cihangir'e hatır sormadan da geçmedi elbette. Adımlarını sıklaştırdı. Uzun zamandır sesi soluğu çıkmayan aslıgül üstün'ün derin anlam ifade eden yüzünü gördü bir ara, ama yine aniden kayboldu arkadaşı. İyi dileklerle, yürümeyi sürdürdü. Şu kısa yolculuğunda aslında çok şey öğrendiğini ve öğrenmenin ne demek olduğunu bir kere daha düşünüyordu ki, değerli Atilla Oğuzhan'ı gördü biraz ileride. Onu da selamladı. Sessizliğe bürünen arkadaşlarından biri olan Atıf Köktürk'ün düşünen adamı hatırlatan tavrıyla orada olduğunu görünce, yine düşüncelere daldı. Şu dünyada bir tek düşünmenin önüne geçilemediğini düşündü. Hangi ırktan veya hangi dinden olursa olsun herkes düşünüyordu işte. Özgürlük düşmanlarına sayıp söverken, pembe çiçeğin arasından kardeş bir lisanla bakan  avatar8'e rastladı. Komşu olmaktan çok daha ötede bir hatırla, dostluk adına selam verdi ona. Ve aniden hatırladı: Yol uzundu ve o bu yola bitirmek üzere çıkmıştı. 

Yavaş yavaş akşam oluyordu. Güneşin batışıyla birlikte, üzerine ağır ağır çöken hüznü de hissetti. O esnada, önü sıra giden bir öğrenci kafilesine ilişti gözü. Dikkatlice bakınca, başlarındaki öğretmenin ay kopuğu olduğunu fark etti. Öğrencilerine adeta bir ay gibi yansıtıyordu neşesini. Kendine de yansıyan bu neşeyle, biraz önce hissettiği hüznü yok oldu. Köşeyi dönerken karşılaştığı ve sessizlerden biri olan ayan ışık ile selamlaşıp, yol almaya devam etti. Birkaç metre ilerlediğinde, Hayal Akademisinin kapsından çıkmakta olan Aybüke ALTINÖZ'ü gördü. Hayal satmakla resim yapmak arasındaki o büyük farkı, çizdiği renkli resimlerle ortaya koyan bu arkadaşını da bir sanatsever olarak sevgiyle selamladı. Devam etti yürümesine. Bambum Healthware'in orijinal ürünlerine göz attıktan sonra, yorgunluğunu gidermek niyetiyle bambu bir sandalyeye oturdu. Arkasına yaslandığı sırada, Baran Karaca ve kucağında masum bir edayla uyuyan çocuğuna takıldı gözü. Baba olmanın, tıpkı anne olmak gibi fedakarlık gerektirdiğini geçirdi içinden. Sonra kalktı ve tekrar yola koyuldu. Sessizler grubunun üyelerinden biri olan Battal'a merhaba deyip yürüdü. Artık iyice akşam olmuştu. Daha hızlı adımlarla yürümenin kaçınılmaz olduğunu düşündü ve hızlandı. Karşı kaldırıma geçti. Kampüsün giriş kapısındaydı. Bahçeden yavaş adımlarla beria tiryaki'nin çıktığını fark etti. O da diğerleri gibi  insanlar içinde bir insandı tabii ki ama, her insana nasip olmayan güzel hasletleri de vardı. Alçak gönüllü bu sevimli kıza da sevgilerini söyledi ve ne kadar süreceğine henüz karar vermediği mola için, monitörünün başından ayrıldı.

4 yorum:

@|!SNRLR dedi ki...

Eleştirmek mi? haşaa..;)

Harika bir yazı,okurken uçurdun bizi..;)

eline,yüreğine sağlık,kaleminin kuvvet daim olsun..

selam ve dua ile selametle...

ema-ile dedi ki...

Yazı çok güzel. Zevkle okudum. Şimdilik benden bahsetmiyo ama hikayede nasıl yer alacağımı merakla bekliyorum. Ayrıca profil yazınızda harika.

Cihan Bakacak dedi ki...

Ellerine Düşüncelerine sağlık, çok güzel akıcı bir hikaye kurgulamışsın. Bahsi geçen bütün arkadaşları tanımasam da tanıdıklarımın tasvirlerine bakarak çok güzel gözlem yaptığını söyleyebilirim.

GÖK-TÜRK dedi ki...

Okundu.Beğenildi. :)