5 Ocak 2011 Çarşamba

Taziye Mesajı

Sokakta yürüyorsunuz. Bir arkadaşınız, yanında bir başka arkadaşıyla karşınıza çıkıyor, ayak üstü hâl hatır soruyorsunuz, arkadaşınızın arkadaşının bir rahatsızlığı olduğunu ve kontrol için gittikleri hastaneden döndüklerini öğreniyorsunuz. Sizi 'Geçmiş olsun' demekten alıkoyabilecek bir güç var mıdır o anda? Yoktur elbette. Eğer kulaklarınız iyi işitiyorsa ve herhangi bir algılama sorununuz yoksa ağzınızdan otomatikman çıkacaktır o iki kelime. Üstelik o insan hakkında daha önceden az da olsa fikir sahibisiniz diyelim. Mesela, dünyaya bakış açılarınız farklı olsun. Veya sizin inancınıza değil başka bir inanca mensup olsun. Veyahut cinsel tercihleriniz uyuşmuyor olsun. Yine de dersiniz değil mi o iki kelimeyi? "Deriz" dediniz, duydum ben. İnsansınız çünkü, dersiniz. Diyemeyenin, diyeceği gelse de yutkunup kalanın, demeyip havaya bakınanın, dedikten sonra, içinden "Bana ne, öl" diyenin çıkabilme ihtimalini yok sayıyorum. Hayır, yok saymıyorum, böyle bir ihtimal yok eminim. Benzeri bir durumda, aynı yabancı insanın yakınlarından birini kaybettiğini öğrendiniz o karşılaşmada. Yine ağzınızdan kendi jargonunuza ait taziye kelimeleri dökülüverir. O insanın kafasında da size mukabelede bulunmaktan başka bir düşünce oluşmaz. Ortak arkadaşınızın, birlikte içilmiş bir fincan kahveden doğmuş olan hatırı sayesinde ve küçüklüğünüzden beri öğrenegeldiğiniz "Ölümle, hastalıkla öç alınmaz" düsturunca spontone gelişir her şey. Ve siz geçmiş olsun dedikten veya taziyenizi belirttikten sonra, sizin hakkınızda da en az sizin onun hakkında bildikleriniz kadar bilgi sahibi olan o insan ve siz övünülecek bir şey yapmadığınızın derin idraki içindesinizdir.  Değil mi? Evet, öylesinizdir. O da; bir beyin, iki el, bir ağız, saç, kaş, yirmi parmak vs.. den oluşmuş bir "İnsan"dır, siz de insansınızdır çünkü. İnsanlık bunu gerektirir çünkü. İnsan olmanın en hafif kuralı budur çünkü. Bu, insanlıktan çıkmamış olmanın tek ve basit belirtisidir çünkü. Çünkü insanlar konuşa konuşa anlaşır. "İnsan"lar, çünkü...

Şimdi bu kurguyu alın, şu sosyal medya dedikleri yerin herhangi bir yerine yapıştırın bir zahmet. Göreceksiniz ki yapıştığı yere hiç de yakışmayacak, sırıtacak. İnsanlık taraftarlarına ait istisnaların, insanlıktan yana kaideyi bozmaya çabaladığı ama yine bazı "insan"ların kaideleri olduğu gibi bırakmak için varını yoğunu harcadığı internet aleminde bu insanlık "çıktı"sı hiç yakışıklı durmayacak. Ben denedim, durmadı. Kesin karara varmadan önce onlarca defa denedim, olmadı. Siz de deneyin ve bir kısım insanların, sanal dünyadaki hâl-i pür melâlini gözlerinizle görün. Akşam yemeğinde yediği yemeğin tadını veya kedisinin saf pamuktan yapılmış minderinin yumuşaklığını görsellerle ve kelimeler marifetiyle karşısındakilere sanki gerçekmiş gibi hissettirecek kadar başarılı işlere (!) imza atabilen sanal alem insanının, ön yargılarından doğmuş ilkel dürtülerinden kurtulamadığına ve kurtulmak için, değil adım atmak parmağını bile kıpırdatmadığına siz de şahitlik edin. Bir arkadaşınızın arkadaşının yaşadığı herhangi bir kötü veya iyi olaya iki kelime ile üzüntünüzü veya sevincinizi belirtin de, o insanın sizi atlayıp "öteki"lere nasıl cevap verdiğini izleyin, arkasından da başınızdan aşağıya dökülen kaynar sularla kendinize gelin. Hattâ sizinle arkadaş olmuş, sizi sevdiğini-saydığını bildiğiniz insancıkların, iki kelimeyi sizden nasıl sakındıklarını da fal taşı gibi açılan gözlerinizle algılayın. Aranızdaki fikir uyuşmazlığını, lösemili bir çocuğa nakledilmesi planlanan dokunun uyuşmazlığıyla aynı kefedeymiş gibi algılayan beyinleri fark edin. Kim bilir belki siz de benim gibi çoktan denediniz ve gördünüz ama boş vereceğiniz tuttu ve boş verdiniz, gitti. Bunlar oluyor "internetler"de beyler, hanımlar ve diğerleri! Bunlar bu alemde o-lu-yor! Ama acı. Gerçek dememe gerek var mı? Yok tabii...

Nefretin ve tahammülsüzlüğün yok olacağı günlere olan özlemim, insanları "Yaradan'dan ötürü" sevmeyi öğreneceğimiz günlere olan özlemimle kafa kafaya vermiş, ağlaşıyor şimdi. Edebiyat falan yaptığımı düşünmeyin sakın! Çünkü ben edebiyatı, böylesine ağır konularda yapamıyorum. Ben edebiyatı, yukarıda anlattığım konunun kahramanları "İnsan" olduklarını unutmadıkları sürece yaparım. Yaptığım da olmuştur ve yapacağım da vardır daha. Bu sadece bir tespit yazısı idi. Beynim, gözlerim ve ellerim aracılığıyla; üzüntü eşliğinde, sitemden uzak ve gelişigüzel yazdım. Yazıdaki gizli kahramanlarda kendinden bir parça bulanlara Allah'tan (ya da inandığı kudretten) rahmet (ya da ışık hüzmesi), benim yaşadığıma benzer hikâyesi olanlara da sabır (yine sabır) diliyorum. Haydi bakalım geçmiş olsun sosyal medya!

2 yorum:

Mehmet Köse dedi ki...

çok beğendim. teşekkürler

Pabuç dedi ki...

Çok güzel yazmışsın dememe gerek yok sen hep doğruları en doğru şekilde söylüyorsun hayranım bu yanına.

Bu alemde tanıştığım kimse olmadı olsaydı yanıldıklarını düşünürlermiydi benim hakkımda bilmiyorum ! oda burda şurda farklı olmadım hiç bir zaman (aslında sen de biliyorsun ağır başlı olmaya alıştığım oluyor ama başarılımıyım değilim )

SEn de bir şeyler yaşamışsın ki yazmışsın bunları..Haklısındır..Ki yazdıklarında haksızlık payı hiç yok..Allah olduğumuz gibi görünenlerden olmamızı nasip etsin...

Sevgiler..