9 Mart 2010 Salı

Nefsin Kilometre Taşları

Nefsin ak olanı var mıdır acaba? Ya da aklık, nefislerin ifade edilebildiği bir sıfat olabilir mi? Ak olmanın kıstasları, nefis marifetiyle yeniden yazılıyor bu gece. Yazmak zamanlarından bir zamanı, ak bir kağıt üzerine karayla yazılmış iki cümlenin sarhoşluğunda yakaladım bu sefer. Son aldığım mailden sonra, beynimdeki irili ufaklı bütün düşünce hareketleri aniden durdu ve taş olup başıma yağdılar. İstemeden, elimde olmadan karaladığımı farkettiğim insanı aklamak için kolları sıvadığımda, o karalandığı şekilde kalmasının en doğru hareket olacağını ve bunu hakettiğini -acıyla içime oturan- ifadelerle yazıverdi bana. Yumruk sertti ve sendelemeden düştüm olduğum yere. Ama düştüğüm yerden doğrulmadan önce onu aklamayı başardım. Bu vesileyle gördüm ki, kendisini ak bildiğim insanların, nefisleriyle aralarında kara bir ilişki olabiliyormuş da ben olmaz sanıyormuşum. Olağan sayılması gereken insani hâllerden bir hâldir deyip geçmek üzereyken, aniden peydahlanan, hiç de olağan olmadığını fısıldayan bir kuşku sayesinde, kendi nefsimin tünelinde gezinmeye başladım. Ve, yazıya başlarken sorduğum sorunun cevabını, geniş ama koyu karanlık bu tünelde, bir köşeye sinmiş hâlde de olsa bulmaya razıyım şimdi...

Bütün ruhuma ve bedenime işlemiş ağır duygusal bir kişiliğim vardır benim. Buradaki ağır olma özelliği, diğer bütün kişilik özelliklerimde olduğu gibi sadece bana ait bir durumdur ve bunun tarifini bir tek ben yaparım. Duygusal olmanın 'Banu' olmamdaki etkisi, onun ağırlaşmasıyla birlikte birinci sıraya oturmuştur hep. Değer verilecek hasletleri olduğuna karar verip aynı zamanda da gözetmek lüzumu hissettiğim az sayıdaki insana bakışım bu ağırlığın yönetiminde şekillenmiştir. Kimilerinin dalkavukluk, yardakçılık gibi kelimelerle ifade ederek insani özellikleri bertaraf kılmaya yönelik görüşlerine zerre kadar katılmadığımın altını da oldukça kalın ve sert bir kalemle çizmekte fayda görüyorum. Duygularımı tek bir kumanda merkezinden idare edebildiğim ve başarı ödülünü nefsime verebildiğim sürece karada ölüm yaşamadım bugüne kadar. Hakederek sahip olduğu her bir ödülün teslim törenine en güzel elbiselerini kuşanarak katılan nefsim bu defa, gecenin getirdiği karanlıkla bütünleşiyor ve 'nefsimi aklama!' emriyle beni ruhumun tam ortasından -bir kez daha- vuran insanın 'kara' nefsiyle özdeşleşerek en siyah elbisesini giyiyor...

Ruhuma isabet eden bu kara kurşunun ak sahibi, nasıl bir belaya çattığını düşünüp bunu dile getirebilecek kaba bir yapıya sahip değil belki ama, ağır duygusallık komutasından bir süreliğine çıkmış, hemen akabinde yeniden ödüllendirileceği günü beklemeye başlamış bu nefsin karşısında, okuduğu satırlara yenik düşecek kadar hafif bir kişilik de değil. Bu denklemi kolaylıkla kurabilmenin rahatlığına sığınarak şimdi, kumandanın saf dışı kaldığı o dakikaları, sıradışılığımın tipik bir tezahürü olarak kâğıda dökebilmenin onurunu yaşıyorum. Ve, bu onurdaki en büyük payın sahibinden, nefsini bir kere daha sorguya çekmesini rica ediyorum...

O insanın, nefsine yönelik yaptığı bu acımasız eleştirinin altında yatan nedeni az çok tahmin edebiliyorum. Değer verilip, üzerine titrenecek bir insan olmadığını nazik bir tavırla ihsas ettirdiğine ait ihtimalin yüksekliğinin de farkındayım. Her şeye rağmen, bir gün gelip, bana bu yazıyı yazdıran gerçeği anlatacağını umuyorum. Çünkü insan sevgisinin ve insana değer vermenin, onun dünyasında baş köşede oturduğundan -adım gibi- eminim. Şu andan itibaren ondan bana ne gelirse gelsin, yaklaşık yarım saat önce yaşadığım üzüntünün bir benzerini asla yaşatmayacaktır...

Hayatın içinden, hayata dair ve hayata rağmen yaşadığım ama merkezinde -hasbelkader- başka bir insanın olduğu bu 'nefis' hikâyesinin ardından, dakikalar önce girmek zorunda kaldığım karanlık tüneli terkediyorum. Bir köşeye sinmiş bir hâlde de olsa karşılaşmayı dilediğim cevabı ise benim yerime, yazımı okuyanların bulduklarını umuyorum. Çünkü ben, kelimeleri birbiri ardına özenle eklediğim bu zaman diliminin sonunda; o cevabı aramaktan duyduğum kaygının kilometrelerce uzağında buldum kendimi...

Belki, sadece baştan savmak için kurulmuş cümlelerdi. Belki de baştan savıldım ben. Ama olsun. Baştan savma yazmadım...
Yine her zamanki gibi sadece ... yazdım...

2 yorum:

Teyfur dedi ki...

Ben nefsini aklayan insanların kendilerini dürüstçe muhasebeye çekmediklerini düşünüyorum. Bu benim samimi görüşüm. Teyfur

kamikaze dedi ki...

emeğinize sağlık çok anlamlı bir yazı olmuş.