4 Mart 2010 Perşembe

Candide İstanbul'da

Değerli insan Teyfur Erdoğdu'nun, okuduğum son yazısından sonra, Voltaire'liğim depreşmiş ve yazıyı okur okumaz 'yeni metin belgesi' ni hazırlamıştım ama, beynimi tırtıklayan ve acilen yazılmayı bekleyen başka bir konu olduğunu farkedince, o belgeyi bu konuya tahsis etmiştim. O yazı yazıldı, yayınlandı, bitti. Ve şimdi artık büyük bir zevkle Voltaire'e geçebilirim.

Aslında geçmek değil karşılamak demeliyim buna. Çünkü, ilk gençlik yıllarımdan itibaren ruhumun yüzeyinde 'Candide' kişiliğine bürünmüş hâlde hep ayakta bekletmişimdir onu. Ruhumun derinliklerinde oturan, kişiliğimin yerleşmesinde lokomotif rolü üstlenmiş ve inanç uyumunu bütünüyle yakaladığım adamlara ve kadınlara tepeden bakmıştır belki ama ben onların yüce asaletine her zaman güvendiğim için bundan rahatsız olmadıklarından da emin olmuşumdur.

Voltaire öncelikle, hiciv becerisini pervasızca kullanarak adeta keskin bir kılıca dönüştürmekten zevk alan bir Fransız olarak yer almıştır hayatımda. İhtilâlin babası oluşu veya deizmden ateizme süzülüp, oradan tekrar deizme döndüğü varsayılan inancı ya da aydınlanmacı masonluğu; usulden cüzler olduğu için beni çok da ilgilendirmemiştir. Ben üsluba bakarım. Onca eserinin arasında sadece Candide'i ilgimi çekmiştir, okumuşumdur ve Voltaire bence Candide'tir. Benim açımdan, yazarların kahramanlarıyla özdeşleştiği savının çok dışında bir benzeşmedir bu. Kendi kişiliğimin, asırlar öncesinde şekillenmiş ve kuşak atlayarak gelip ruhuma yerleşmiş orijinali olarak görürüm Voltaire ve Candide'i. Dünyanın, Fransız İhtilâli'ne koşa koşa gittiği çağda, biri diğerinin hayâl gücünden üretilmiş bu iki insanın gerçekleştirdiği öncü ihtilâli görüp, kendimle birebir örtüştürmediğim kriter uyuşmazlıklarını bir kenara attığımda, feminenliği çok yakıştırdığım bu Fransız adamının asi asaletini saygıyla selamlarım.

Feminen... Fransızca'dan alındığını ve kökünün 'feminine' olduğunu tahmin ettiğim bu kelimeyi, adamlığından taviz vermeden taşıyabilen çok az erkek tanımışımdır. Bu erkekler, birbirleriyle hiç bir açıdan eşleşmiyor ve birbirlerine benzemiyor olsalar da, istisnasız hepsi birer nezaket timsalidirler.

Kitap yazmak için mutlaka iyi bir birikime ihtiyaç olduğu düşüncesi doğrudur. Hayat tecrübesi olmayan, birikimsiz genç bir insanın 'yazmak' istemesi ortaya bir eser çıkarmasını engellemez belki ama, çıkacak olanın kalıcılığının temin edilebilmesi oldukça zor olur. Öte yandan, yeterli ölçüde birikim sahibi olup da, bundan daha vahim tabloyla karşılaşanlara rastlamak da mümkündür elbette. Genellikle, kitap yazmanın ''dayanılmaz ağırlığı'' altında ezilme kaygısından uzak durarak kâğıdı eline almış insanların kalemlerinden dökülenleri tercih etmişimdir ben. Emin olduğum bir gerçek ise, onların satır aralarında saklanmış ipuçlarının, şimdilik ütopyadan öteye götüremediğim 'yazar' lığımın yegâne kaynağı olacağıdır.

Kaynağını insandan almadan hiç bir yazının yazılamayacağı konusunda bütün insanlık hemfikirdir sanırım. Gerek bir kedinin yaşam öyküsü olsun, gerek hazin bir ayrılık hikâyesi olsun, gerekse bilimsel verilere dayanan akademik çıkışlı bir yazı olsun; eğer bir şeyler yazılmışsa,  orada benim görüşüme göre 'eşref-i mahlukât' olan insan mutlaka vardır. Yazanı insan olan yazının, yazılanı da insandır. Genelleme ile açıklamak gerekirse, insandan üretilmiş ne varsa, insana aittir. Kâğıdın kokusunu solumuş her insan, kalemle muhabbetinin sonucunda ortaya ne koymuşsa, orada insanın ötesinde bir şey aramak söz konusu değildir. Hayatım boyunca, elime geçen gazete parçalarını bile bu önkabulle okumuşumdur. Okunmak üzere kaleme alınmış her yazının, satır aralarında gezinerek önce ruhunu okumaya çalışmış, ona ruh kazandıran insanın kim olduğuna bakmışımdır. Bu nedenle, Candide'te, Voltaire'le birlikte kendimi, kendimde de 'O'nu bulmuşumdur. Ve ben, her yıldız kaymasının peşinden gelen sessizliğimi ise onda buldum...

Çekilen bütün acılardan sonra İstanbul'a gelen Candide'in final sözleriyle yazılmış ama bestesi ayrılık olan -hüzünlü- bir şarkıyı son günlerde çokça söyler oldum. İsmini henüz koyamadığım bu şarkıyı İstanbul'da Candide'le birlikte; yeniden besteleyerek söyleyeceğim günü ise sabırsızlıkla bekliyorum.

Hiç yorum yok: